Yöneticisi olduğum bir şirkette düşük profil gerektiren bir pozisyon için çalışan arıyorduk, şirket dışına da ilan yapıştırılmıştı.
Bir çok başvuran var arkadaşlar da ilgileniyorlar ama bir başvuruyu bana getirdiler, CV’si ile gelmiş başvuran ve aşağıda bekliyormuş.
CV’ye bir göz gezdirdim, arkadaş ile bir görüşeyim dedim.
Tahmin ettiğim gibi düzgün, oturaklı biri geldi (Düzgün, oturaklı biri nasıl oluyorsa öyle işte)
El sıkışırken
– Boşuna ümitlendirmemek için hemen söyleyeyim dedim. Sizi işe almayacağım. Konuşmak istedim sadece.
Şaşırdı tabi.
15 dakika kadar çay içerken sohbet ortamında,
Başvurduğu pozisyonun kendisi için düşük bir konum olduğunu,
CV’sindeki hataları, başvuru şeklinin hatalı olduğunu, başvurması gereken pozisyonları, CV’de neleri öne çıkartması gerektiğini, nerelere, nasıl başvurması gerektiğini anlattım.
Yanımdan ayrılırken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı ki, gün boyunca içimi ısıtmıştı.
Giderken
-Ben ilk defa böyle bir şirket gördüm
dedi.
Yani söz konusu ben değildim, şirketti.
İşin nirengi noktası burası.
Hangi konumda bulunursanız bulunun, 2., 3. şahıslar sizi Ali, Ahmet olarak değil, çalıştığınız şirket kültürünün bir parçası olarak görür.
Kötü olan Ahmet değil, XXX şirketinin satış mühendisidir. İşten anlamayan XXX şirketinin genel müdürüdür. İnsana değer vermeyen Meltem Hanım değil, XXX şirketinin İK’cısıdır.
Her neyse;
Bir buçuk ay kadar sonra telefon açtı teşekkür için, söylediğim gibi bir iş bulmuş.
Benim 15 dakikam gitmişti ama…
