Nasıl Yapmalı?

Bir ürün alırsınız baktınız sattınız bir başka ürün daha alırsınız ve satarsınız. Ticarete başlamış oldunuz. Ticaret demek al sat demek alıp satmaya devam edersiniz. Üçten alıp beşe satıyorsunuz. Arada kalan 2’de sizin karınız oluyor. Ticaret güzel şey ama satarken kazanmak zor olduğu için alırken kazanmanız lazım. Bu nedenle 2 yerine daha azına nasıl alabilirim de karımı arttırırım derken tedarikçiniz 100 yerine 200 alırsan 2 yerine 1.9’a veririm diyor. Siz daha büyük hırsla satmaya başlıyorsunuz ve artık 1.9’a almaya başladınız. Yetti mi yetmiyor tabi. Kazanma hırsının sonu yok.

Artık ben bunu kendim üretsem daha ucuza mal ederim diyorsunuz ama aldığınız ürünün tamamını üretmeniz zor. Bu nedenle en basit kısımlarından başlıyorsunuz. Yine ürünün %90’ını tedarikçiden alıyorsunuz ama artık bu ürünün ürettiğiniz kısmı da var. Eskisinden daha ucuza mal ediyorsunuz. Bir yerde artık üretici de oldunuz. Kazandıkça artık üretim konusunda yatırım yapmaya, yeni makineler almaya ve ürünün daha fazla kısmını kendiniz yapmaya başlıyorsunuz. Bu arada baktınız ürün üreteceğim diye satış savsaklanıyor. Müşterilerle daha az ilgileniyorsunuz. Yanınıza üretimde yardımcı olsun ben de satışlarla ilgileneyim diye ucuz yollu bir kaç kişi aldınız. Bir taraftan da düşünüyorsunuz ya bunlar işi öğrenip de kendileri de üretmeye kalkarlarsa diye. Şüphenin de sonu yok ama işin püf noktasını öğretmem dediniz, devam ediyorsunuz.

Önceden tam ürün aldığınız şimdi ise ürünlerin bazı yerlerini aldığınız tedarikçiniz de zorluk çıkartmaya başladı. Ürünlerin tamamını sizin yapmanıza imkan yok ama bu tedarikçi ile çalışamayacağınız da belli. Hemen araştırmalara başladınız ve bu ürünlerin kendi yapamadığınız yerlerini fason olarak yaptırmaya yoluna gidiyorsunuz. Şimdi ürün artık tamamen sizin tekelinizde satış sizde üretim sizde. Gerçi kalite problemleri var ama siz bunu müşterilerinizin mızmızlığına bağlıyorsunuz. Aslında mis gibi ürün veriyorsunuz işte. Sızlanmanın ne alemi var değil mi?.

İş yükünüz ve dolayısı ile stresiniz gittikçe arttı. Üretime bakıyorsunuz, satış yapıyorsunuz, fatura kesiyorsunuz, şikayet eden müşterileri avutuyorsunuz, hammadde pazarlığı yapıyorsunuz, ucuza satın alıyorsunuz, yeni makine almak lazım ama hangisini bunu düşünüyorsunuz, bir taraftan kaytaran işçiler, işe geç kalanlar, abi aldığım yetmiyor diyenler. Dışarıdan aldığınız muhasebe hizmetiyle de ilgileniyorsunuz ve bir taraftan da başka hangi ürünleri üretebilirim diyorsunuz. Gerçi eskisinden daha çok kazanıyorsunuz ama iş yükünüz aldı başını gidiyor. Evle de yeterince ilgilenemiyorsunuz.

İş yükünü biraz olsun azaltmak için işçilerinizden en aklı başında olanı, diğerlerine iş yaptıranı üretim şefi yaptınız. Üretim işi artık senin dediniz. Bu eleman zaten bir kaç yıldır sizinle çalışıyordu sadakatini de ispatladı. Gerçi okumamış, başka bir işte de çalışmamış hep sizinleydi. İyi ya daha iyisi mi olur diye düşünüyorsunuz. Artık üretim şefiniz var. Bu şef üretimde çalışanları yönlendiriyor, sen şunu yap sen bunu yap diyor. Bugün bu üretilecek diyor, aynı zamanda sevkiyatı da yaptırıyor, işçilerin sorunlarıyla da ilgileniyor, yanlış yapanı azarlıyor, geç geleni fırçalıyor, gelmeyeni işten atıyor. Siz üretim harici diğer işlerle ilgilenmeye devam ediyorsunuz. Üretimden nispeten olsun kurtulduğunuz için başınız biraz daha rahat. Derken dışarıdan tuttuğunuz muhasebeci işleri biraz savsaklıyor galiba diyorsunuz. Üstelik bu yıl da çok fazla vergi verdiğinizi düşünüyorsunuz. Oysa sizin gibi iş yapıp da vergi vermediğini söyleyen arkadaşlarınız da var. Bu şekilde olmayacak deyip bir işe bir muhasebeci alıyorsunuz. Bu kişi sizin sırdaşınız oluyor. Zaten işçi sayısı da artık çoğaldı. Maaşları bankaya yatırmak lazım. Eee bordro da istiyorlar. Muhasebeci bunları da yapar. Siz artık fatura irsaliye kesme işini de ona verdiniz. Hem adam mevzuatı da iyi biliyor. Sürekli değişen mevzuatı takip edip size bilgi veriyor uyarıyor. Bir de satın aldığınız hammadde faturalarını, sattığınız ürün fatura ve irsaliyelerini dışarıdaki muhasebeciye taşımaktan kurtuldunuz. İyi iş yaptım diye düşünüyorsunuz.

Tam gaz satışa devam ediyorsunuz. Ediyorsunuz ama müşterileriniz çoğaldı. Bir de eskiden bir iki çeşit ürün satıyordunuz şimdi bu daha da arttı. Sadece size yakın olan yerdeki müşterilere ürün satıyordunuz oysa ülkenin her yerinde müşteri var. Bir şeyler yapmadığınız ve bunlara ürün vermediğiniz sürece para kaybediyorsunuz. Bir şeyler yapmak lazım diye düşündünüz ve yanınıza sizinle birlikte gezecek ve satış işini öğrenecek bir genç aldınız. Her yere onunla gidiyorsunuz. Önceleri arabayı siz kullanıyordunuz bir süre sonra direksiyonu bu gence verdiniz, bir nevi patronluk yapıyorsunuz. Tabi genç adı üstünde genç öğrenmesi gereken çok şey var. Müşteriye söylenecek şey var söylenmeyecek şeyler var. Neyse zamanla öğrenir dediniz. Zaman ilerledikçe baktınız ki bu çocuk sizden çok daha iyi satış yapıyor. Eee siz de sürekli oraya buraya gitmekten yoruldunuz. Bu gencin yanına birini alıp genci satış şefi yaptınız. Kısa bir süre sonra bir başka satış yapacak genç daha aldınız. Eee para satıştan geliyor di mi ama.

İyi zamanda da ortaya çıkmışsınız satışlar aldı başını gidiyor. İmalatı üretim şefi çocuk yürütüyor. Her yıl bir önceki yıla göre yüzde elli büyüyorsunuz. Müşteri şikayetleri devam ediyor. Siz artık bazı şeyleri anlamaya başladınız. Ben de olsam para verdikten sonra aldığım ürünün bozuk çıkmasını istemem diyorsunuz. Birini alıp eline kumpas verip dolaştırmak lazım ama kimi derken arkadaşınızın oğlu aklınıza geliyor. Hazır meslek lisesini de bitirmiş. Onu alıyorsunuz işe ve sen bu ürünleri ölç, yanlış bir şey olmasın diyorsunuz. Bir de kalite kontrolcünüz oldu şimdi. Kalite kontrolcü oraya buraya gidip ölçüyor, bu olmamış diyor. Üretim şefi ile tartışıyorlar. Üretim şefi biz bunları daha önceden de gönderdik birşey olmadı diyor yetmiyor daha dün geldin bana işimi mi öğretiyorsun diyor. Gidiyor patrona şikayet ediyor. Patron bu seferlik gitsin olur öyle şeyler diyor. Sonuçta sevkiyat yapmak lazım di mi ama. Zaten kalite kontrolcü de şikayet ediyor. Bana ölç diyorsunuz ama neye göre ölçeceğim resim yok ki diyor. Eee haklı ama günler geçmeye devam ediyor.

İşler artarak devam ediyor. İşçi sayısı artıyor. Artık bulunduğunuz yer de yetmemeye başladı. Gidiyorsunuz yakında bir yerden yer kiralıyorsunuz işlerin bir kısmı da burada yapılsın diye. Artık iki tane iş yeriniz var. Her gün ana işyerinden sonraki işyerine araba gidiyor. Yarımamuller bir oraya gidiyor bir oradan geliyor. İşçilerden aklı başında görünen uyanık birini sen oraya giden buraya giden ürünleri takip edeceksin. Ayrıca fasona giden gelen ürünleri de takip edeceksin. Biz 200 gönderiyoruz oradan 150 geliyor, 50’si nereye gidiyor soracaksın diyorsunuz. Bu işçi yaparım ama bana bilgisayar lazım diyor alıyorsunuz. Muhasebeden sonra bir bilgisayar da buraya verdiniz. Bir de sizin bilgisayarınız var. Ziyaretçiler geldiğinde masanızda dursun diye.

İşler iyi ama satın alırken dostlardan arkadaşlardan satın alıyorsunuz arada bir de aklınıza kurt düşmüyor değil bana fazladan fatura kesiyorlar mı diye. Zaman zaman sağdan soldan fiyat aldınız daha uygun fiyatlar da bulunduz ama kalitesi farklıdır ne de olsa arkadaşlarım bana madik atmazlar diyorsunuz. Diyorsunuz da içiniz de rahat değil. Bir satın almacı almak lazım ama kimi alırsın. Hem satın alma önemli bir iş başka birine verilir mi diye düşünüyorsunuz bir taraftan diğer taraftan da yapan nasıl yapıyor demiyor değilsiniz. Gerçi satın almaların bir kısmını, fasonların fiyatlarını üretim şefi çocuk hallediyor ama olsun. Yine de bir satın almacı bulmak lazım dediniz şöyle akıllı uslu bir malzeme mühendisi buldunuz. Artık fabrikanızda bir de var hem. Sağda solda, müşterilerinize ben mühendis çalıştıyorum diyorsunuz. Arada bir de üretime bakan çocuk ile satın almaya bakan mühendis arasında bağrışmalar oluyor ama üretim şefi güvendiğiniz bir çocuk ve yıllardır yanınızda. İster istemez onun tarafını tutuyorsunuz. Diğer taraftan da satın almaya bakan mühendise sen okumuş adamsın onunla kendini bir tutma diyerek gaza getiriyorsunuz. Satın almacı mühendis bir taraftan bu sözlerle gaza geliyor diğer taraftan da ben mühendisim, üretim şefi orta okul mezunu ama benden fazla ücret alıyor diye içten içe kinleniyor. Bir iki defa da zam isteme yüzsüzlüğünü gösterdi ama bir şekilde savuşturdunuz. Eee insan idare etmek kolay değil.

Baktınız üniversite mezunu elemanınız ile diğerleri arasında ücret açısından pek bir fark yok. Gerçi üniversite mezunu elemanınız diğerleri gibi her dediğinizi yapmıyor mutlaka böyle olsa daha iyi olmaz mı gibisinden çevik hareketlerle size karşı çıkıyor ama olsun. Okumuş adamın avantajı diğerlerine göre daha fazla sizin görmediğiniz konuları önünüze çıkartıyor. Yok alternatif tedarikçi bulmakmış, yok tedarikçileri de değerlendirmek gerekir filan gibi. Gerçi diğer taraftan sizin hammadde aldığınız arkadaşlarınızdan da ara sıra şikayet geliyor yeni satın almacınızdan. Fiyat indirimi istiyormuş, piyasayı bilmiyormuş, başka yerden de satın alıyormuş. Yıllara dayalı dostluğunuzu zedeliyormuş vs. Arkadaşlarınıza dostluğumuz baki ben onunla konuşurum deyip kulak arkası yapıyorsunuz ama diğer taraftan da düşünmeden duramıyorsunuz. Bu çocuk ne yapıyor? Neden yıllarca iş yaptığımız dostlarımız yerine başka yerler araştırıyor diye. Bir ara konuşmanız lazım bu çocukla. Aklınızdan geçirirken devamlı çocuk diyorsunuz ama bu çocukla konuşurken Ali Bey demeyi ihmal etmiyorsunuz. Pek fazla da yüz göz olmamak lazım. Sonuçta artık bir patronsunuz. Hem bey diye hitab edilmek onun da hoşuna gidiyor.

Son zamanlarda fuarlara gitmeye başladınız gerçi fuarlara katılmıyorsunuz ama orada katılımda bulunan muhtemel müşteri olabilecek şirketlerin patronlarına kendinizi tanıtıyorsunuz. Ürettiğiniz ürünleri anlatıyorsunuz. Kartvizitinizi veriyor işyerinize davet ediyorsunuz. Fuara katılmak için para vermeye ne gerek var. Gerekiyorsa gelsinler işyerimize hem benim muhteşem ofisimi de görmüş olurlar. Bir de yemeğe çıkartırım onları.

Bu arada inoveyşın mıdır nedir bir şeylerden bahsediyorlar. Bizim de ondan yapmamız lazım. İşyerinde çocuklara söyleyeyim. Ama önce bu inoveyşın neymiş onu öğrenmek lazım. Ama daha önce ISO 9000 almalı. Herkeste var. Bunu alan saygın bir şirket oluyor, almayan olmuyor. Zaten müşterilerde arada bir soruyor. Almak lazım artık. Bir bakalım nereden alınır, kaç liradır? Mustafa bilir bu işleri, ne zaman yeni bir şey çıksa alıyor o, onun şirketinde vardır, ona sorarım diye düşünüyorsunuz.

Aslında ürün maliyetlerini bilsem ona göre fiyatları gözden geçiririm diyorsunuz ama yine de çok rahatsız sayılmazsınız bu konuda. Çünkü malzeme çarpı üç diye yaptığınız bir hesap var. Bir çoklarının da bu şekilde hesap yaparak ürün maliyetlerini hesapladığını biliyorsunuz. Muhasebeciye söylediniz ürün maliyetini çıkartsın diye ancak çıkarttığı maliyet sizin kestirmeden hesapladığınız maliyetle tutmuyor. Üretim şefi daha başka rakam çıkartıyor. Muhasebeciye baktığınızda zarar ediyorsunuz, üretim şefine baktığınızda fazla kar elde etmeniz lazım. Değer bir tane olsa inanmak kolaydı ama iki ayrı değer çıkınca insan devamlı şüphede kalıyor. Neyse canım yıl sonunda kar var ya ben ona bakarım diyorsunuz. İçiniz nispeten rahatlıyor.

Bu maliyetler konusu kafanızdan çıkmadı bir türlü, iki yıllık üniversite bitirdiği halde bir türlü bir baltaya sap olamayan bir kayınçonuz var. Hem hanımınızda sürekli baskı yapıyor. Bizim işyerimiz varken niye başka yerde çalışsın diye. Onu işe alıyorsunuz. Bak diyorsunuz ben yokken burası senden sorulur. Ürünlerin maliyetlerini hesaplama işini ona veriyorsunuz. Hem açık öğretim iktisat okumuş, iktisat demek para demek bu işi iyi kıvırır diyorsunuz. K